banner_dGeçenlerde bir iş seyahati için Diyarbakır’ı ziyaret etmem gerekti.

Gittim.

Neden bu güne kadar gitmediğime inanın pişman oldum. Bizler özellikle Büyükşehirde yaşayanlar bizlere televizyonda sunulanın haricinde hiçbir fikrimiz olmadan yaşıyoruz ve ahkam kesiyoruz.

Ben tüm Türkiye’yi karış karış gezmiş biri olarak neden hiç Diyarbakır’a uğramadığımı anlamadım. Bu bizlere sunulanlarla alakalı olabilir miydi ?

Bence öyleydi.
Şimdi diyorum ki hata yapmışım.
Bilmeyenler için birkaç bilgi paylaşmak istiyorum.

Bir keresinde şehir (eski şehir, şu anki merkez) tamamen surlarla çevrili, yani bildiğiniz surlarla kaplı şehrin etrafı. Surlar Bizans döneminde 349 yılında yapılmış, oradaki halkın anlattıklarına göre yapımı 300 yıl sürmüş ve Çin seddinden sonraki en uzun surlarmış, şehre havadan baktığınızda da surlar kalkan balığı şeklinde tasarlanmış, surlardan şehre giriş çıkış 4 kapıdan yapılıyor. Yeni Kapı, Urfa Kapısı, Mardin Kapısı ve Dağ kapısı,
Şehir bir çok medeniyete ev sahipliği yaptığı için her medeniyetten kalma kalıcı eserleri görebilmeniz muhtemel, ben bunlardan fırsat bulup gezebildiklerimi yazmak istiyorum.

Saint George Kilisesi, Arslanlı Çeşme, 27 Sahabe Türbesi, Hz. Ömer döneminde yapılan Ulu Cami (özellikle tavsiye ederim muhteşem), Hasan paşa Han, 4 sütün üzerinde duran Minare ve Ziya Göklap’in evi, tabiki birde surlar üzerine çıkıp şehri izleme şansım oldu.

Benim gördüklerim deve de kulak, şehrin her tarafı tarih kokuyor. Bastığınız her yer medeniyetlerden kalma taşlar vs. Tarihe meraklı olanların özellikle gidip ziyaret etmesi gereken bir bölge,
Yemeklerine gelince hiçbir şey söylemeye gerek yok, esnaf lokantasından en lüks restaurant a kadar en önemli özellikleri çok iyi et kullanıyor olmaları,
Ben gurme değilim fakat şunu söyleyebilirim ki etleri gerçekten muhteşemdi.

Bu şehrin sanayiye ihtiyacı yok,
Bu şehir elinde bulundurduğu değerlerle zaten en büyük potansiyele sahip gözüküyor. Asıl sorun oralara gidemeyenlere Diyarbakır’ı karışık ve kötü gösteren zihniyetlerde, bu şehrin elinde bulundurduğu paha biçilemez turizm değerlerini sağda solda tanıtıyor olsa bu şehre dış ülkelerden ve kendi ülkemizden sayısız insanlar güzellikleri görmek için ziyarete gelirlerdi. Bu konuda Belediye’ye, yerel yönetimlere ve tabiki Diyarbakır lı iş adamlarına büyük rol düşmektedir.

Diyarbakır insanı görebildiğim kadarıyla her Anadolu insanı gibi gayet dürüst ve mert, onların da ortak sıkıntısı bu şehir hakkında servis edilenler, şehir çok fazla göç alıyor bu sebeple Diyarbakır lı bu göçten rahatsız ve bu karışıklığı yapanların göçle birlikte gelenler olduklarını söylüyorlar.

Eğer biraz daha yorum yapmaya kalkarsam iş siyasete girecek bunu da ben istemiyorum. Bu nedenle bu yazıyı okuyan tarihe meraklı ve oraları görmemiş insanlara tek söyleyebileceğim şey;
Korkmayın, gidin gönül rahatlığıyla gezin, dolaşın, afiyetle yiyip için,
Bu şehir ve bu ülke hepimizin,

Oktay ERDEM

oktay erdem

Written by oktay erdem

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir